Ömer Çelik’ten çok sert tepki: 2020 yılının en aptalca şakası! « MedyaPress

20 Mayıs 2022 - 20:28

Ömer Çelik’ten çok sert tepki: 2020 yılının en aptalca şakası!

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK Toplantısı sonrası açıklamalar yaptı.

Çelik, “Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten dolayı Paşinyan şöyle bir açıklama yapmış; ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık, Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden. O yüzden Türk ekonomisini felce soktuk. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı sağlarız.’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek mümkündür.” dedi.

Ömer Çelik’ten çok sert tepki: 2020 yılının en aptalca şakası!
Son Güncelleme :

05 Ocak 2021 - 22:04

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK Toplantısı sonrası açıklamalar yaptı. Ömer Çelik, “13 Ocak’tan itibaren il kongrelerimize Kovid önlemlerine uyarak yeniden başlıyoruz.” dedi. Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında, yeni yılın ilk MYK’sinin partisine ve milletine hayırlı olsun temennisinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK toplantısında, geçen yıl yapılan faaliyetlerle ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu belirten Çelik, teşkilat çalışmaları, partinin hedefleri ve yapılması planlanan çalışmaların yanı sıra iç ve dış politika ile ekonomi gibi konuların kapsamlı olarak ele alındığını kaydetti. Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MYK üyeleri için teşkilat çalışmalarının MYK Toplantısı’nda en önemli konuların başında geldiğini anımsatarak, “Bu Kovid sürecinde teşkilat arımızla bir araya gelme konusunda çeşitli sıkıntılar oldu ama tabii ki kongre süreçlerimiz devam edecek. 13 Ocak’tan itibaren il kongrelerimize Kovid önlemlerine uyarak yeniden başlıyoruz. Yeni dönemde biraz sonra sizinle paylaşacağım konular çerçevesinde demokrasi konusunda, reformlar konusunda ve hedeflerimiz konusunda yürüyeceğimiz yollar ile gerçekleştireceğimiz faaliyetler var.” diye konuştu. Geçen senenin ilk siyasi krizinin geçen yıl 3 Ocak’ta ABD’nin düzenlediği saldırı sonucu İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle ortaya çıktığını işaret eden Çelik, “Bölgemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde çok ciddi bir şekilde bir tansiyon yükselmesi söz konusu olmuştu. Geçen seneye bununla başlamıştık. Ondan sonra 2020 yılı belki de son 100 yılın en kritik yıllarından biri olarak hafızalarımıza kazınacak bir sürü olayla doldu. Tabii en önemlilerinden bir tanesi yüzyıl öncesinde görülmüş şekliyle en azından, bir pandeminin söz konusu olması. Bütün dünyayı kilitleyen bütün dünyanın algılarını ve çalışma biçimlerini altüst eden bir şey.” ifadesini kullandı. Çelik, iklim değişikliği sorunlarına ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çıkarılacak en önemli derslerden bir tanesi insanoğlu dünyayı yok ediyor. Teknolojik gelişmeyi sağlarken kendi maddi refahını gözetirken, neo-liberalizm tüketim toplumu dünyanın kaynaklarını tüketen doğal hayatın dengesini bozan bir sarsıntı yaratıyor. iklim değişikliğinin Antartika’daki buzulların çözülmesini sağlaması, Amazon ormanlarının yağmalanmasıyla yepyeni virüsler ve bakteriler insanoğlunun hayatına giriyor. Tabii tüm bunlar insan hayatını tehdit eden unsurlar olarak yeni tehlikeler ve tehditler olarak önümüzde duruyor. En önemli konulardan bir tanesi insanın doğa ile hayatla uyumunu sağlayacak bir siyasi perspektifin bir hayat felsefesinin gerçekleşmesi neo-liberalizm tüketim çılgınlığının insanoğlunu yok oluşa götürdüğünü daha net bir şekilde görülebilmesi gerekiyor.” Dünyada pek çok ülkenin maske tedariki ve bazı ülkelerde bakımevlerindeki yaşlılara bakma konusunda sıkıntılar yaşadığını anımsatan Çelik, “Bu dünyadaki olağanüstü gelişmeler karşısında daha olayın başından itibaren Cumhurbaşkanımızın verdiği talimatlarla Türkiye Dünya Sağlık örgütünden ve diğer ülkelerden çok daha önce bu krizi karşılayacak bir kapasiteye sahip olduğunu gösterdi. En önemli ortaya çıkan bazı şeylerden bir tanesi Türkiye kendi vatandaşının yardımına koştuğu gibi özellikle yaşlılarımızın ve büyüklerimizin yardımına koştuğumuz gibi aynı zamanda 155 ülkeye yardım eden bir ülke haline geldi.” şeklinde konuştu. “TOPYEKUN DAYANIŞMA” Ömer Çelik, sağlık çalışanlarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecindeki fedakarlıklarına değinerek, şunları söyledi: “Sağlık çalışanlarımız vatanseverliğin tanımını yeniden yazdılar. Bu 2020 yılına damga vuran en önemli hadiselerden bir tanesi budur. Bunu bir meslek olarak yapmadılar, gerçekten olağanüstü bir şekilde insana sahip çıkmanın insan haysiyetine, insan şerefine ve insan yaşamına sahip çıkmanın olağanüstü bir özverisiyle yaptılar. Sağlık çalışanlarımız vatanseverlik kavramına yepyeni boyutlar kazandırmışlardır. Bunun içerisinde yine sahadaki ekiplerimiz, polislerimiz, jandarmamız diğer unsurlarımız bütün bunlar vatandaşımızı bir an olsun yalnız bırakmayarak kapılarını çalarak, nitekim sivil olarak destek veren vatandaşlarımız, belediyelerimiz topyekun bir dayanışmanın nasıl olacağını dünyaya net bir şekilde göstermiş olduk.” Şehir Hastanelerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Çelik, şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanımızın bir vizyon projesi olarak ciddi bir şekilde sahiplendiği, yıllardır altını vurguladığı, başkalarının çok yerleştirdiği ama şimdi ne kadar kıymetli olduğunun Kovid sürecinde görüldüğü şehir hastanelerinin varlığı bizim bu salgınla mücadelede en büyük stratejik gücümüz olmuştur. Dünyanın pek çok yerinde yoğun bakımlardaki kapasitesizlik, aynı şekillerde hastanelerin altyapısının buna müsait olmaması çok büyük facialara, hepimizin içini yakan görüntülere imza atarken Türkiye şehir hastaneleri başta olmak üzere sağlıkta hükümetlerimiz döneminde gerçekleştirilmiş bu devrim sayesinde bu büyük krizi göğüsleyecek bir imkan ve kabiliyeti ortaya koymuştur.” “TAKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ” Çelik, Diyarbakır annelerinin, dağa kaçırılan çocukları için HDP İl Başkanlığı binası önünde tuttukları evlat nöbetine ilişkin olarak da şunları kaydetti: “Evladını teröre kaptırmış anneler öylesine güçlü bir vicdan çığlığı ortaya koydular ki bu söz zihnimizde ‘Ana gibi yar olmaz Diyarbakır gibi diyar olmaz’ diye yankılandı. O anneler çocuklarına kavuşmak için terör örgütünün birtakım çirkin projeleri için birtakım terör projeleri için kaçırdığı o çocukları kandırdı. O çocuklara evlatlarına kavuşmak için çok asil çok dirayetli bütün dünyaya örnek olacak bir nöbet ortaya koydular. Bazı siyasi partilerin buna hiç sahip çıkmadığını bunu görmezden geldiğini aynı şekilde Türkiye’deki en ufak olayı başka türlü duyuran bazı ajansların medya organlarının bu konuyu sistematik olarak ve kurumsal olarak görmezden geldiğini görüyoruz. Daha önce de bir vesileyle söylemiştim, Türkiye herhangi bir şekilde bir DEAŞ saldırısına uğradığı zaman Avrupa’daki bazı binalara Türk bayrağı yansıtılıp Türkiye ile dayanışma ortaya koyuluyordu. Ama Türkiye bir PKK saldırısına uğradığı zaman aynı şekilde Türk bayrağı Avrupa’daki binalara yansıtılmıyordu. Buradaki çifte standardın aynısının Diyarbakır annelerine sahip çıkma konusunda da yapıldığını görüyoruz. O annenlere bir kere daha buradan hürmetlerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz. Evlatlarına kavuşma nöbetlerini, o vicdan nöbetini buradan takip etmeye, güçlü bir şekilde takip etmeye devam edeceğiz.” BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİNE ATAMASI  AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanmasına ilişkin, “Rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Geçmişteki bir Boğaziçi Üniversitesi rektörünün ANAP’a danışmanlık yaptığı biliniyor. Geçmişteki Boğaziçi Üniversitesi rektörünün o zamanki SHP adıyla bilinen partiye yakınlığıyla biliniyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir.” dedi. Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı.2021’de yapılması planlanan ekonomi ve hukuk alanındaki reform çalışmalarının hangi aşamada olduğuna yönelik soru üzerine Çelik, bu konudaki çalışmaların tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a arz edileceğini ve onun uygun gördüğü bir takvim içerisinde Meclis’e geleceğini belirtti. Çelik, Almanya’da bir eyalette Aleviliğin ayrı bir inanç grubu olarak gösterilmesine yönelik soru üzerine, Almanya merkezli yapılan, Alevi vatandaşların Türkiye’den koparılması yönündeki faaliyetleri yakından takip ettiklerini bildirdi. Bu faaliyetlerin sistematik bir şekilde uzun süredir yapıldığını kaydeden Çelik, şunları söyledi: “En bilinen deyimiyle ‘Ali’siz Alevilik üretmek’ şeklinde çeşitli örgütlerin ortaya koyduğu faaliyetler var. Bunlar daha önceden kendilerine Almanya içerisinde bir müstakil alan yaratmak için Aleviliği İslam’ın dışında ayrı bir din olarak göstermeye çalışıyorlardı. Anlaşılıyor ki bu bahsettiğiniz eyalet kararı bunun bir neticesidir. Şimdi son zamanlarda başka bir faza geçildiğini görüyoruz. Aynı zamanda da onların Türklük ile ilgisi olmadığı, Anadolu’nun eski kavimlerinden bazılarının devamı oldukları şeklinde bir görüş ifade ediliyor. Tabii Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Sünni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Alevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bir ayrımı asla kabul etmeyiz. Böyle bir şey söz konusu olamaz.” Ömer Çelik, yurt dışındaki Alevi vatandaşlarla ilişkilerin yoğun bir şekilde sürdüğünü dile getirerek, “Aleviliği İslam’dan koparmaya çalışan, Aleviliği Türklükten koparmaya çalışan gayretlerin, esasında Alevi vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin faydasına değil birtakım yabancı istihbarat örgütlerinin projeleri çerçevesinde ortaya çıkmış faaliyetler olduğunu da biliyoruz. Buna karşı da mücadele verecek güce sahibiz. Bu konuları da yakından takip ediyoruz.” diye konuştu. “Hocaları akademik kabiliyetleriyle mi siyasi birtakım yakınlıklarıyla mı değerlendireceğiz?” Prof. Dr. Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanmasına ilişkin tartışmayı da değerlendiren Çelik, atamanın yasal çerçevede yapıldığına dikkati çekti.  Çelik, akademik özerkliğin ya da akademik özgürlüğün yok edildiği gibi bir söylemin hiçbir geçerliliğinin olmadığını vurgulayarak, “Başka üniversiteler için de söz konusu oldu. Ama işin geldiği noktada şu var, rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. İsim vermek istemiyorum, geçmişteki bir Boğaziçi Üniversitesi rektörünün ANAP’a danışmanlık yaptığı biliniyor. Geçmişteki Boğaziçi Üniversitesi rektörünün o zamanki SHP adıyla bilinen partiye yakınlığıyla biliniyor. Başka yakınlıklar da bilinen bir şeydir. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir.” şeklinde konuştu. Bu noktada yapılması gerekenin akademik ve idari hedeflere ulaşmak, akademisyenlerin dünyaya ve Türkiye’ye daha çok katkı yapacağı alanları oluşturmak, öğrencilerin hayatla ilgili ideallerine ulaşması için gerekli ortamların daha iyi sağlanması üzerine faaliyet göstermek ve bu faaliyetlere yardımcı olmak olduğunu anlatan Çelik, “Netice itibarıyla Boğaziçi Üniversitesi şu grubun ya da bu grubun değil, milletimizin hepsinin. Oradaki öğrenciler milletimizin geleceğine hizmet edecekler. Oradaki hocalarımız milletimizin geleceği için bu çocukları yetiştiriyorlar.” ifadesini kullandı. “Üniversiteyi kendi siyasi faaliyetlerinin bir lojistik unsuru haline getirmeye çalışıyorlar”AK Parti Sözcüsü Çelik, eskiden ve bugün uygulanan rektör atama yöntemlerine değinerek, şu bilgileri verdi: “Bu yöntemi beğenmeyebilirsiniz, siyaseten tavsiyede bulunabilirsiniz ama tutup da ‘Bu yöntem gayrimeşrudur.’ diyemezsiniz. Bir de tutup kayyum diyerek, belli kesimlerin dilini kullanarak, bu şekilde siyasallaştırdığınız zaman söylediğiniz sözün hiçbir manası kalmaz. Hocamızın AK Parti teşkilatlarında çeşitli yerlerinde görevleri olmuş. Başka bir hocanın CHP’nin danışman kurulunda, CHP örgütlerinde veya başka örgütlerde görevi oluyor. Biz hocaları akademik kabiliyetleriyle mi siyasi birtakım yakınlıklarıyla mı değerlendireceğiz?”CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve CHP’li bazı milletvekillerinin, öğrenciler tarafından Boğaziçi Üniversitesinde yapılan eyleme katılıp “örgütlü dayanışma” çağrısı yapmasına yönelik soru üzerine Çelik, “Hocamızın siyasi kimliğine vurgu yapanlar, aslında kendi siyasi fanatizmlerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Boğaziçi Üniversitesini, akademisyenlerini, öğrencilerini kendi siyasi faaliyetlerinin, fanatizmlerinin bir lojistik unsuru haline getirmeye çalışıyorlar. Bu son derece yanlış bir şey.” değerlendirmesini yaptı. Ömer Çelik’in açıklamalarından satır başları; Teşkilatlarımızla ilgili değerlendirme hem genel başkanımız, hem MYK için en önemli konuların başında gelmektedir. Kongre süreçlerimiz devam edecek. 13 Ocak’tan itibaren il kongrelerimize Covid önlemlerine uyarak yeniden başlıyoruz. Geçen senenin ilk siyasi krizi Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle ortaya çıkmıştı. Bölgemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde tansiyon yükselmesi söz konusu olmuştu. Yüzyıl öncesinde görülmüş şekliyle bir pandeminin söz konusu olması. Bütün dünyayı kilitleyen, algıları altüst eden bir şey. Elinizi yıkadığınızda yok edilen virüs maalesef insan vücuduna girince yok eden bir sarsıntı yarattı. İnsanoğlu dünyayı yok ediyor. Teknolojik gelişmeyi sağlarken, kendi maddi menfaatini gözetirken neoliberalizm bir sarsıntı yaratıyor. İklim değişiklikleri, Amazon ormanlarının yağmalanmasıyla yepyeni virüs ve bakteriler insan hayatına giriyor. En önemli konulardan bir tanesi insanın doğa ve hayatla uyumunu sağlayacak hayat felsefesinin gerçekleşmesi. Birazcık sokağa çıkma yasağı söz konusu olduğunda dünyanın çeşitli yerlerinde okyanuslar, denizler, çevre, çeşitli unsurlar doğal dengesine kavuştu. Bu dünyayı nasıl hızla yok ettiğimizi, doğaya, dünyaya ne kadar kötü davrandığımızın bir neticesi. Doğa rakibimiz değildir, evimizdir, can yoldaşımızdır, kader arkadaşımızdır. Tabiatıyla kendi kader arkadaşı olarak gördüğümüzde varlık felsefesiyle baktığımızda virüslerle mücadele daha kolay olacak.  Dünyadaki olağanüstü gelişmeler karşısında olayın başından itibaren Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Türkiye DSÖ’den çok daha önce bu krizi karşılayacak kapasitede olduğunu gösterdi. Kendi vatandaşının yardımına koştuğu gibi, aynı zamanda 155 ülkeye yardım eden bir ülke haline geldik. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde ülkeler birbirlerinin maskelerini çalarken Türkiye’nin yardımı götürüldü. Bu yardımlar dünyanın her yerine ulaştırıldı. Aynı anda Türkiye Cumhuriyeti’nin uçağı Avrupa’ya, Asya’ya inerken, G-7 ülkesinden örneğin bir Almanya uçağının yardım getirdiğini duymadık. Amerika uçaklarının yardım getirdiğini duymadık. Bir tek Türk uçakları Cumhurbaşkanımız ve milletimizin selamı ile kucağını açtı. Sağlık çalışanlarımız tarihi yeniden yazdılar. Bunu bir meslek olarak yapmadılar, insana sahip çıkmanın olağanüstü bir özverisiyle yaptılar. Sağlık çalışanlarımız vatanseverlik kavramına yepyeni boyutlar kazandırmıştır. Jandarma, polis ve diğer unsurlar vatandaşımızı yalnız bırakmayarak, belediyelerimiz topyekûn bir dayanışmanın nasıl olacağını dünyaya net bir şekilde göstermiş olduk. Cumhurbaşkanımızın vizyon projesi olarak sahiplendiği şehir hastanelerinin varlığı bizim bu salgınla mücadelede en büyük stratejik gücümüz olmuştur. Dünyanın pek çok yanında yoğun bakımlarındaki kapasitesizlik, çok büyük facialara imza atarken Türkiye şehir hastaneleri başta olmak üzere sağlıkta gerçekleştirdiği devrim sayesinde bu büyük krizi göğüsleyecek imkan ve kabiliyeti ortaya koymuştur. AK Parti döneminde sağlık başta olmak üzere diğer alanlardaki büyük dönüşümler insan odaklı siyasetin bu zor günlerde insan haysiyetine, şerefine sahip çıkılması konusunda ne kadar büyük bir kabiliyet ortaya koyduğunu göstermiştir. Sosyal ve ekonomik etkilerini de azaltmak için önemli istikrar kalkanı ve diğer paketlerle vatandaşımıza destek olmaya çalıştık. Hükümet faaliyetleri, devlet faaliyetleri, Cumhurbaşkanımızın çalışmaları aynı şekilde sürdü. Diyarbakır’daki annelere Şırnak ve Hakkari’den de katıldı. Öylesine güçlü bir vicdan çığlığı ortaya koydu ki, ‘Ana gibi yar Diyarbakır gibi diyar olmaz’ diye yankılandı. Bazı siyasi partilerin buna hiç sahip çıkmadığını, görmezden geldiğini, Türkiye’deki en ufak olayı bazı ajansların, medya organlarının görmezden hale geldiğini görüyoruz. O annelere bir kere daha buradan hürmet ve saygılarımızı iletiyoruz. Evlatlarına kavuşma nöbetlerini buradan güçlü bir şekilde takip etmeye devam edeceğiz. Türkiye’de terörle mücadelede kat ettiği mesafe 2020’de terör örgütlerine göz açtırmamıştır. Bazıları DEAŞ’la mücadeleyi propaganda amacı olarak kullanırken Türkiye tek başına ve sahada gerçekleştirmiştir. Türkiye DEAŞ’la da, PKK ve diğerleriyle mücadele eden yegane devlettir. 2020 yılında hukuk temelinde, demokrasi temelinde güçlü bir terörle mücadelenin nasıl verileceği bütün dünyaya gösterilmiştir. Cumhurbaşkanımızın defalarca çağrısına rağmen müttefiklerimizden bazıları kamyon ve tır dolu silahı terör örgütlerine vermeye devam etmiştir. Milletimizin uzun yıllar özlemi olan Ayasofya Camii’nin açılması, güçlü bir iradenin ortaya çıkmasıyla yıllar sonra gerçekleşmiştir. Nesiller boyunca arzu edilen, dua edilen, istenilen bu talep Cumhurbaşkanımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz, bu dirayet sayesinde gerçekleşmiştir. Kimisi bunun Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları ve rejimiyle hesaplaşmak olduğuna dair saçma sapan iddiaları gündeme getirdi. Kimi rahatsızlığını ortaya koydu. Sonuç olarak milletimizin sevindiğini biliyoruz. Üzerinde hiçbir şekilde engel olmamasına rağmen başka saiklerle engellenen bu durum Cumhurbaşkanımızın iradesiyle ortadan kaldırılmıştır. Milletimizin duasına katılmak, sevindiğiyle sevinmek büyük nimettir, bu nimetten yoksun olanlara söyleyeceğimiz bir şey yok, o konuda bir tedavi olup olmadığını bilmiyoruz.  Bütün dünya kilitlenirken, yatırımlar ve diğer hususlar tamamen durmuşken, Cumhurbaşkanımız büyük projelerden bahsediyorum, hastaneler, yollar, kamu yatırımları gibi 70’in üzerinde açılış yapmıştır. Küçükleri saymıyorum, devasa yatırımlar hız kesmeyen bir hizmet süreci sürekli olarak görülmüştür. Stratejik olarak oyun değiştirici bir unsurun ortaya çıkması çok önemlidir. Yerli ve milli imkanlarla devam ettirdiğimiz doğalgaz arayışımız dış politikada oyun değiştirici tablo çıkacak şekilde gerçekleşmiştir. Bu bütün dünyanın dikkatini çekmiş haberdir. İçeride kara propaganda odakları bunu küçümsemeye çalıştılar, gerçek olup olmadığını tartışmaya çalıştılar. Türkiye için, gelecek nesiller için son derece önemli bir aşama bu şekilde elde edilmiştir. Bunu da engellemek isteyenler oldu. Çeşitli tehditler, ambargo tehditleri oldu, sadece milletimizi dinleyen gerçek bir demokratik siyaset sayesinde geri atılmadı. ABD Başkanlık seçimleri bütün dünyayı meşgul eden sonuçlar doğuracak şekilde şekillendi. Amerikan demokrasisinin ağır bir değerler ve kurumlar krizine girdiğini gördük. AB’nin geleceği açısından önemli sonuçtur, İngiltere’nin ayrılması kesinleşti. Bundan sonrasının AB’nin Türkiye ile daha stratejik ilişkiler kurması gerekecektir. Bu kadar az göçmen gelmesine rağmen bunu istismar edenler Almanya’da ilk defa İkinci Dünya Savaşı sonrası meclise girdiler. Hollanda’da ikinci parti durumundaydı. Aynı şekilde Fransa’da görüldü. Bütün bu tablo demokrasi konusunda çifte standart uygulayanların bunu sadece Türkiye veya başkasına uyguladıklarını göstermiyor mu? Türkiye’de karışıklık çıkarılmaya çalışan zamanlarda aslında kendi ülkelerinde bu karışıklıklar çıkmaya başlayınca ne kadar sert tedbirler aldıklarını gördük. 100 yıl aradan sonra Libyalı kardeşlerimizin iradesine sahip çıkan siyasetin ortaya konulması Akdeniz’deki denklemi değiştirmiştir. Libya’da darbeci olan, toplu mezarlarından sorumlu olan Hafter güçlerinin arkasında Fransa’nın olduğu görülmüştü. CHP’den Serrac radikalmiş, Hafter sekülermiş diye tamamen meşruiyet dışı, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine karşı duran siyaset ortaya koydu. Defalarca uyardığımız halde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hangi taraftaysa onun karşısında olanların yanında tutumlarını sürdürdüler. Bu sözü söyleyenler geri almadıkları gibi özür de dilemiyorlar. Dış politikada Türkiye’ni hak ve menfaatleri yerine başkalarının söylediklerini tercüme ettikleri görünüyor. Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesi sayesinde oradaki kardeşlerimizin meşru hak ve talepleri korunmuş oldu. Türkiye Suriye’de olmasaydı oradaki  mazlumların kanına birbiriyle kavgalı güçler, terör örgütleriyle birlikte  gireceklerdi. DÜNYANIN EN APTALCA ŞAKASI!Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten  dolayı Paşinyan şöyle bir açıklama yapmış; ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık,  Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden. O yüzden Türk ekonomisini felce soktuk.  Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı  sağlarız.’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek  mümkündür. (Darbeyle ilgili açıklamalar) İktidarı seçimsiz nasıl  göndereceksiniz? Bu açıkçası darbe çağrısıdır, utanılması gereken bir  yaklaşımdır. Aşı olanın hemen maskesini çıkarması ya da tedbirlerden  uzaklaşması gibi bir durum söz konusu olamaz. Antikor oluşana kadar bu tedbirlere  devam edilmesi gerekiyor. Nitekim mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada  spekülasyonlardan uzak durup, Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine göre bu sürecin  takip edilmesinde fayda vardır. (CHP’li Sağlar’ın sözleri) Avrupa’daki  Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı  konuşuyorlar. Kim Avrupa Birliği içinde Türkiye  karşıtlığından bahsediyorsa muhakkak şekilde Avrupa’nın geleceğini yok etmek  istiyordur. (Darbe açıklamaları) Ordu, bunların gözünde ancak darbe yapan  bir mekanizma. Bu aslında TSK’ye de harekettir. Darbeler arasında etiketleme yapıyorsanız  buradan demokratlık çıkmaz. Bunlar ruh sağlığı yerinde insanlar değil. Bunlar bu ülkenin  iyiliğini seven insanlar değil. Darbe, bir millete yapılacak en büyük  kötülüktür. Darbe, milletine silah çekmektir, darbe  en büyük alçaklıktır. Bitti, bunun ötesi yok, bunun ‘iyisi kötüsü’ yok.