Bir şair bir müzisyen ile buluşursa…

Caz dünyasının sevilen ismi Başak Yavuz, ‘Fahriye Abla’ şiiri ile tanıyıp sevdiğimiz Ahmet Muhip Dıranas’ın iki şiiri ‘Ağrı’ ve ‘Esmer’i besteledi. Dıranas’ın şiirde biçimi, tınıyı ve ahengi son derece önemsediğini söyleyen Yavuz, “Şiir zaten sesli okunur, kendi müziği vardır şiirin. Ahmet Muhip Dıranas şiirinde bu ahengi tesadüfen yakalamadı” dedi.

Bir şair bir müzisyen ile buluşursa…

Şair ve besteci buluşması her zaman iyi olmaz ve zordur. Ahmet Muhip Dıranas’ın iki şiirini besteleme fikri nasıl doğdu?

Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Ahmet Muhip Dıranas, Fahriye Abla ve Olvido şiirleriyle tanınan bir şair. Bu iki eserden ben de uzun zamandır haberdarım. Dıranas’la yollarımızın kesişmesi ise 2015 yılında oldu. “Muhip Bey” çalışmamı ithaf ettiğim, edebiyat öğretmeni Ömer Türkoğlu, ikinci albümüm “a little red bug”ın albüm notlarında Dıranas’tan şu alıntıyı yapmıştı: “Yeniden yarattı seni gizli bir el!” 
Türkoğlu bana aynı yıl Dıranas’ın şiir kitabını da hediye etmişti. Severek okumuştum ama şiirler benimle konuşmamıştı o zaman. Ta ki 2018’in Kasım ayında çok sevip saydığım bir sanatçı olan Cymin Samawatie’nin kaydına bir şiir okumak için davet edilene kadar kitap rafta durdu. O kayıt vesilesiyle Dıranas’ın şiir kitabını raftan almış ancak kayda götürmemiş, masanın üzerine bırakmıştım. O kayıtta Şevket Akıncı’nın bir şiirini okumayı seçmiştim. Eve döndüğümde Dıranas beni bekliyordu. Piyanonun başına oturmamla Esmer şiirini bestelemem bir oldu. Ertesi gün bir şiirini daha bestelemek istemiştim, nitekim “Ağrı” dışındaki hepsini bestelemeye çalıştım, ama olmadı. O gün “Ağrı”dan kaçınmıştım. Bir sonraki gün yine koşa koşa piyanonun başına oturdum. “Ağrı”yı sindire sindire okudum, ne de olsa kocaman bir şiir o. Gözyaşları içinde şiiri besteledim. Sanki bütün bu olanlar benim “Ağrı” şiiriyle buluşmam için oldu.

Nasıl bir histi geriye dönmek, bu şarkıları bestelemek ve Dıranas ile böyle bir ilişki kurmak?

Ahmet Muhip Dıranas, Ağrı’da askerlik yapmış. Ben de küçükken annemin mecburi hizmeti sebebiyle Ağrı’da kalmıştım. Ağrı Dağı’nı Doğu Beyazıt’tan ilk gördüğüm an hala dün gibi aklımdadır. Yaşım küçüktü ama Muhip Bey’in şiirinde anlattığı duyguları hissettim. 
Sonrasında Dıranas ile ilgili araştırma yaparken bir belgesel buldum, ölümünden sonra çekilmişti bu belgesel. Orada eşi Münire Hanım “Ağrı” şiirinden bahsetmekteydi ve tam da benim bestelediğim bölümünden şiiri okumaya başladı. Tüylerim diken diken olmuştu. Nasıl olur da aynı şiire, hatta şiirin aynı bölümüne vurulmuştuk? Zordu tabi uzun bir şiirden mısra seçmek. Doğru mısraları seçtiğimi umuyorum, hatta bunu biliyorum.


Dıranas’ı edebiyat dünyası “yenilikçi ve sesin müziğine önem veren bir şair” olarak tanımlar. Siz neler söylemek istersiniz?

Ahmet Muhip Dıranas şiirinde biçimi, tınıyı ve ahengi son derece önemsemiştir. Hece ölçüsünde yazmasına rağmen durak yerlerini değiştirmiştir, işte bu yüzden şiirinde zengin bir ritim mevcut. Bu ritmik zenginlik sebebiyle “Ağrı” şiirinde hem zaman hem de tempo değişiklikleri yapmam gerekti. Detay vermek gerekirse yedi sekizlik başlayan parça nakaratta hızlanarak dokuz sekizlik oluyor ve köprüde dört ikilik serbest tempolu bir yapıya dönüşmesinin ardından yedi sekizlik devam ediyor. Çoğumuz Dıranas’ı Fahriye Abla şiiriyle tanır, bu durumdan mutsuzdu kendisi. 30’lu yıllarda yazdığı bu şiir yüzünden “Fahriye Abla’nın şairi” diye anılmak istememiş. Ben “Fahriye Abla”nın, Muhip Bey’in yaramaz çocuğu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Atilla Özdemiroğlu tarafından bestelenen ve Özdemir Erdoğan tarafından yorumlanan şarkı, çok sevdiğim ve çok özel bulduğum bir çalışmadır. Ama Muhip Bey’i anlıyorum da bir taraftan. “Olvido”yu yazmış çünkü. “Olvido”, Türk edebiyat tarihinde bir başyapıttır. Bu diyeceğime kimsenin karşı çıkacağını sanmam. “Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar / Unutuşun o tunç kapısını zorlar / Ve ruh, atılan oklarla delik deşik; / İşte, doğduğun eski evdesin birden / Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven, / Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik / Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar…” “Unutuşun o tunç kapısı” derken tunç kelimesi, özellikle tınısı bakımından ne kadar da güçlü bir kelime! Sesli okursanız dediğimi anlayacaksınız. Şiir zaten sesli okunur, kendi müziği vardır şiirin. Ahmet Muhip Dıranas şiirinde bu ahengi tesadüfen yakalamadı. Kendi sözleriyle: “Gençlik yıllarım gözlerimin önüne geliyor. Bazen bir kafiye peşinde bütün bir gün aç gezdiğim olurdu. Maddi refah ve istikbal namına ne yapılmak gerekirse, hepsini şiir yazma, kitap okuma, fikir ve sanat adamı olma peşinde harcadım. Bugün, hayat için, parmaklarımda ezilmiş bir kelebek gubarından başka iz yok.”

Neden albüm değil de iki parça?

Ben Dıranas’ın benimle konuştukları için bestelediğim bu iki şiirini, hele ki “Ağrı”yı bir albümün parçası yapma fikrini düşündüm tabi ki ama düşünür düşünmez bu iki şarkıyı ayrı ele almanın daha uygun olacağına karar verdim. Hem duygusu tazeydi, bekletmek istemedim, hem de bu şarkıları bir araya getirebileceğim şarkılar değil elimdekiler. Ahmet Muhip Dıranas’ın şiiri hak ediyor ayrıca yayımlanmayı.